HER ŞEY SIRASINI BEKLER

Narin DEMİRCİ

HER ŞEY SIRASINI BEKLER

Bir hafta sonra 4. Levent’teki bir kafede görüşecektik onunla. “Orası nezih bir mekân. Biz
arkadaşlarla haftada birkaç kez orada buluşuyoruz. Birbirimize ilham olduğumuz yer,
mekânımızdır orası” dedi. Eğer planında herhangi bir değişiklik olursa haber vereceğini de
söylemeden geçmedi tabii.
Randevu gününden bir gün önce aradım onu. Planda bir değişiklik olup olmadığını sordum. O
da değişiklik olmadığını ve önceki bahsettiği kafeye gelebileceğimi söyledi. Sevinçten elim
ayağıma dolaşmıştı. Sanki İstanbul’un bütün martıları bizim penceremizin pervazına
üşüşmüştü de, içimde uçuşan kelebeklerle konuşmak istiyorlardı. O kadar ki içim içime
sığmaz vaziyetteydi.
Ertesi gün heyecanla Üsküdar vapur iskelesine geldim. İstanbul’un meşhur trafiğinde randevu
saatine geç kalmamak için saatler öncesinden çıkmıştım evden. Geç kalıp mahcup olmak
istemiyordum. Zira önce Beşiktaş’a, ardından 4. Levent’e geçecektim. Boğazın masmavi
dinginliği bile heyecanımı yatıştırmaya yetmiyordu. Vapurun parmaklıklarından sıkı sıkı
tuttuğumu, ellerim sızlayıncaya kadar anlamamıştım. Simit peşinde koşan birkaç martıyla göz
göze gelmiş, “Acaba içlerinde bizim pencereye konan var mıdır?” diye düşünmüştüm. Belki
biraz saçma ama insan bazen saçmalamayı da istiyor nedense.
Bu arada Beşiktaş’a gelmiştik. Tarif edilen otobüse bindim ve her geçen dakika gideceğim
mekâna biraz daha yaklaşıyordum. Pencere kenarı bir koltuğa oturup, bilmediğim bir kentin
bilmediğim caddelerinde dolaşıyordum. Çok efsunlu bir duyguydu. Pencereden yabancısı
olduğum bir kenti seyre dalmışken birden inmem gerektiğini fark ettim. Zaman o kadar hızlı
geçiyordu ki, anlam veremiyordum.
İndiğimde gözlerim ilk olarak gideceğim kafeyi aradı. Ancak epeyce aradıktan sonra
bulabildim. İçerde ve dışarda masalar vardı. Dışardakilerden birine oturdum. Oturur oturmaz
görevlilerden biri yaklaştı ve “Bir şey ister misiniz?” diye sordu. Bir mekânda beklediğim kişi
gelmeden bir şey yemek ya da içmek huyum değildi. “Misafirim gelecek. Onu bekliyorum.
Gelince söyleyelim” dememe kalmadı, görevli söylenmeye başladı. Yüksek sesle ve
aşağılayıcı bir tavırla, “Hep de öyle olur zaten. Gelip zaman doldururlar” deyip söylene
söylene kasaya gitti. Giderken de o kadar çok söylendi ki, birçoğunu uzaklaştığı için
anlayamadım. Ama bana hissettirdiği “Birazdan gelip beni dışarı atarlar” duygusunu asla
unutmadım. Ben misafirim geldiğinde ondan önce bir şey içmiş olmaktan utandığım için onu
bekliyordum. Ama görevli beni çoktan utandırmıştı bile.
Aradan tam bir saat geçmişti. O süre içinde görevli bir daha yanıma gelip de, “Bir şey ister
misiniz?” diye sormadı. Neyse ki bir saatin sonunda misafirim gelmişti. Kapıdan girerken
etrafına bakındı ve oturduğum masaya doğru yaklaştı. “Şu masaya geçelim” dedi ve daha
büyük bir masaya oturttu beni. Kasadan da birilerini çağırdı. Masamıza gelen görevliye
ismiyle hitap ediyor, samimi davranıyordu. Tanıdığı belliydi. “Narin hanım misafirimdir. Ne
arzu edersiniz Narin hanım? Yabancı yer değildir rahat olun lütfen” dedi. Hiçbir şey
istemedim. Bir saat önce yaşadığım şoku hâlâ atabilmiş değildim çünkü. Ama o, kafede çıkan
bütün güzel ürünleri neredeyse tek tek sayarak görevliden masaya getirmesini rica etti.
Masamıza gelen görevli ise bana çalım atan ve neredeyse beni kafeden atacağını düşündüğüm
kişiydi. Başını yere eğmiş, bir yandan tedirginlikle ellerini ovuşturuyor, diğer yandan da adeta

gözleriyle benden özür diliyordu. Çünkü beklediğim misafir Türkiye’nin en ünlü
sanatçılarından biriydi…
Ona anlatmamıştım tabii olanları… Çünkü her şeyin bir sırası vardı… Utanmanın bile…

10.03.2022 (Narin DEMİRCİ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ÂLİMLER DE CAHİLDİR

GÜLE GÜLE İNCİ TANESİ

BAŞARIDA “ELON MUSK” MODELİ

BU NASIL BİR ÖĞRETMENLER GÜNÜYDÜ?

BAŞARISIZLIĞIN SIRRI

GÜZELLİK NEREDE?

YİRMİ YIL SONRA GERÇEKLEŞEN DUA

SOL AYAĞIMDAN VAZGEÇTİM